Ben Amerika’dayken Bomba Patladı

Sencer Gültuna
Sencer Gültuna
Sencer Gültuna

Ben Amerika’dayken, arka mahallerin birinde yaşayan siyah tenli, halk diliyle zenci birisi geldi yanıma. Elimdeki sigarayı işaret ederek, “bir fırt çekebilir miyim” dedi. Bende gayri ihtiyari bir şekilde sigarayı elimden bırakmadan, işaret parmağım ile orta parmağım arasında sıkışıp kalmış sigaraya dört kolla sarılarak hayır dedim.

Karşımdaki çok şaşırmıştı. Sanki ilk defa birisi ondan bir sigara esirgiyordu. Karşımdakinin şaşırmasından daha çok şaşırmıştım. Çünkü kısacık kıvırcık saçları ile bana bakan ve benimle konuşan kişinin, kadın olduğunu fark ettim. Ayrıntılara takılma özelliğim olmasa, karşımdakinin yırtık tişörtü arasından çıkan sutyeni fark etmeyecektim. İrkildim ve özür diler bir pozisyonda cebimde duran paketi ona uzattım. Sanki kadın olduğunu sonradan fark etmişliğimi anlamış olmalı ki, kadın gururuyla uzattığım sigaradan bir dal bile çekmedi.

Siyah teninden kaybolacak ve görülmeyecek kadar küçüklükte gurur gözyaşlarını damlatmaya başladı. Ağlayan birisini gördüğüm zaman, gözlerinin içine bakamam. Küçüklüğümden kalmış bir özellik olmalı ki, hemen arkamı dönüp, karşımdakini gözyaşları ile beraber baş başa bıraktım.

Tam vicdan yapacaktım ki, umursamaz bir tavırla el kaldırıp bir taksi durdurdum. Cebimdeki para ile ancak 2 kilometre yol gidebilirdim. Taksici ile pazarlık yapmaya başladım. Aklımın bir köşesinde benden sigara isteyen kadın, bir köşesinde taksiciye ne yalan söylesem gibi düşünceler geçiyor. Sakince “memleket nere kardeş” dedim. Arkasını döndü ve gözlerini bana dikti. Sert bakışlarının altında, masum ve merhametli bir insan var gibi algıladım. “Teksas” dedi. Gülümsemek zorunda kaldım. “Komik olan ne adamım” dedi. Bende sırt çantamdaki Bursaspor atkısını çıkartıp, üstündeki “Texas” yazısını gösterdim. Adamda gülümsemek zorunda kaldı. Sen Teksas’ın neresindensin dese, merkez diyecektim. Sanki Teksas’ın merkezindeki camiden evi tarif edecek kadar , atma kabiliyetim olduğunu sezdim.


Adam ile dokularımız tutmuştu. Sonra daha yeni yaşadığım olayın üstüne, cebimdeki paranın miktarını ve gitmek istediğim yeri söyledim. Hiç sorgulamadı, “kardeşşş sen istedin de biz götürmedik mi?” dedi. Yüzümdeki gülümse yerini, rahatlamanın verdiği kas gevşemesine bıraktı. Yolda giderken adama sigara uzattım. Sonuçta o bana bir iyilik yapmıştı ve bende karşılıksız bırakmak istememiştim. “Al sen buradan yak” dedi. Uzun Samsun sigarasından bir dal uzattı. Amerika’da Uzun Samsun içmek insana kendi memleketinin tütün kokulu insanlarını hatırlatıyor.

Yolda giderken, bir gurup New York Gücü(New York Power) taraftarlarını gördüm. Taksici ile aramızdaki sohbet yavaş yavaş futbola dönmeye başladı. “Hangi takımı tutuyorsun” diye sordum. Oda “TexasBirliğiSpor “ dedi. Hoşuma gitti, en azından kendi eyaletinin takımını tutuyordu. Amerika’nın en cafcaflı kentlerindeki takımlara gönül vermemenin haklı gururunu yaşıyor gibiydi. Sohbet esnasında, zaman o kadar hızlı geçmişti ki, inmek istediğim yere kadar gelmiştik.

En yakın para çekme ATM’sinden birkaç yüz dolar çektim. Cadde üstünde yürümeye başladım. İnsanlar bir yerlere yetişme telaşı içinde, sokak çalgıcılarının ne çaldığını bile duymuyorlar. Üzüldüm bu neyin telaşı diye, sonra kendi kendime düşünmeye başladım. Cebimdeki bozuklukları yerde yatan bir dilenciye verdim. Hayatı dolu dolu yaşamak için yemin etmiştim yıllar önce.

Herkesin kulağında son model telefonlarının kulaklıkları varken, “Efsane 3310” telefonum ile arayanı bile zor duyar olmuştum son günlerde. Üstelik ülkemde yaşanan bombalı eylemler için telefonum daha sık çalıyor. Taziye mesajları için neredeyse Anadolu topraklarında yaşayan herkesin acısını içimde yaşıyorum.

Sonra cebimdeki paraya baktım, ilk uçakla beraber Türkiye’ye gitmenin hayalini kurdum. Cebimdeki birkaç yüz dolar ile havaalanına bile gidemezdim. Yada bu ülkede bir varil petrol alabilirdim. Türkiye’den daha ucuz bu konuda!..

Cadde üstünde yürümeye devam ederken, 2 kilometre ötedeki konsolosluk aklıma geldi. En azından oradaki insanlardan uçak bileti için yardım rica edebilirdim. Reyhanlı’ya gidip, oradaki insanların acılarını paylaşmak istediğimi söylerdim, onlarda bu konuda hassas olup yardım edebilirlerdi.

Köşeyi bir döndüm. Rüyada gibiydim. Ülkemin başbakanını karşımda gördüm. Herhalde Reyhanlı olayları için, içimde duyduğum acıyı benimle paylaşmaya kadar gelmiş olmalıydı. Sonra telaşlı korumaları içinde, yanına gidip “Selamün Aleyküm” başbakan bile diyemedim.

Anladım ki, ben ülkeme gitmeye çalışırken, kendisi hissettiği ülkeye gelmişti.

Sonra anladım ki, benim ki rüya değil, kabusmuş. Reyhanlı’daki ölenlerde insanmış.

NOT: Yaşananlar hiçbir kurum ve kuruluş ile yakından uzaktan alakalı değildir. Tamamen hayal ürünüdür. Gerçeklik barındırmaz, kimseyi korkutmaz ve üzmez.

SENCER GÜLTUNA

MAYIS 2013

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.