Türban Sorunu Devam Ediyor, MHP’den AK Parti’ye türban teklifi

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, AK Parti’ye, ”Komisyonu boşver, 2008’deki 411 imzalı mutabakatı yeniden getirin” önerisinde bulundu.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, AK Parti’ye, ”Komisyonu boşver, 2008’deki 411 imzalı mutabakatı yeniden getirin” önerisinde bulundu.


Iyi peki çok güzel ama biz türbanı nereden aldık ?
“Türban” sözcüğünü de Fransızcadan almışız, günümüzdeki Fransızca-Türkçe sözlüklerin çoğu sözcüğü, “sarık” ya da kadınların başlarına sarığa benzer biçimde sardıkları örtü olarak da tanımlıyorlar. Türkçede halk adlandırması yaygındır; halk “buzdolabı, biçerdöver, çekyat, dolmuş…” gibi onlarca sözcük yaratmıştır. “Türban”a karşılık bulmakta da gecikmedi ve “sıkmabaş” dedi. “Sıkmabaş” pek çok yazı ve yapıtta yer alınca, doğallıkla sözlüklerimize de girdi. Kenan Evren’in kurduğu Türk Dil Kurumu bu sözcüğü, “İnce kumaştan yapılmış, başı sıkıca kavrayan bir tür baş örtüsü” diye; Dil Derneği de “İnce kumaştan yapılmış, başı sıkıca kavrayan bir tür başörtüsü, sıkmabaş” biçiminde tanımlıyor.
Kenan Evren’in kurduğu Türk Dil Kurumu 2005 baskılı sözlüğünde, “türban”a açıkça “sıkmabaş” diyemiyor; ama “sıkmabaş”ı, “1. Kadınların ince bir kumaşla saçlarını sararak yaptıkları bir saç bağlama biçimi. 2. Bu biçimde taranan saçın bir örtüyle tamamen kapatılmış hâli. 3. Bu biçimde giyinen kimse” diye tanımlıyordu. Sonradan siyasetin akışına bakarak tanımdaki 3. anlam olan, “Bu biçimde giyinen kimse”yi çıkardı.
Şimdi bir kadın, “başörtüsü olan hemşirelere daha çok güvendiğini” söylerken, Başbakan “Velev ki siyasal simge…” derken, başka siyasetçiler, “geleneksel örtü” masalı anlatırken, “türban”ı “başörtüsü” ile eşanlamlı kılmaya çalışan aydınlara ne demeliyiz? Hepsinin ninesi Avrupalı değil ki… Futbol seyircisi gibi, “Hakeme gözlük” diye bağırsak, ayıp kaçar! Çünkü bugün başörtüsüyle eşitlenmeye çalışılan “türban” takanlara bakıyoruz; neredeyse bütün kadınlar aynılaştı… Tek tipleşti… Büyük örtünün altına, bütün saçları içine alan ve takke gibi başa geçirilen, bir parçası ve rengi alından görünen, bu baş bağlama biçimi bütün kadınlarda aynı… Yalnız “türban” dışındaki giyinme biçimi epeyce değişti; artık boz renkli uzun pardösüler yok… Modacı işini biliyor; kadının üstünden her türlü tüketim para ve “ikbal” sağlıyor çünkü.
Kendine “türban”la yol açan siyasetçilerin, büyük büyükannelerinin resmini görmek istiyoruz! Görmesek de biliyoruz; çünkü hemen hepsi ya yazmalı ya tülbentliydi… Eşarp taktılar sonra… Tıpkı bizimkiler gibi… İstanbul gibi kentlerde bir dönem şapka giydi kadınlar; ama “türban” değil, başörtüsü vardı başlarında.
Kadınlarımızın başını simgeselleşen bir örtüyle bağlama kavgası verenler kim? Kadının saçı başı, kaşı gözü, genel anlamda da inançlar üstünden siyaset yapanlar… Bu örtünme biçimi yaygınlaşmadı diyenler kusura bakmasın; onlara “Hakeme gözlük” demek bile az… Bugünlerde ilköğretimlerin önünden geçsinler; okul çıkışında telaşla örtünen parmak kadar kızları görsünler… Sonra düşünsünler… Bugün üniversite, yarın lise, öteki gün ilköğretimler… Sonra tüm analar ve anaokulları… Bütün kadınlar TV’lerde “ahkâm” kesenler kadar şanslı değil ki…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.