Osmanlı Fetih Yöntemleri, İskan politikası, Balkanlar Nasıl Fethedildi, Kılıçla mı?

1- Tedrici Fetih Yöntemi: Halil İnalcık Hocamız, bu makalesinde Osmanlıların Fetih politikasının iki aşamalı olduğunu belirtiyor. Bunlardan ilki, komşu devletler üzerinde bir tür himaye kurmak ardından yerli hanedanları ortadan kaldırarak buraları doğrudan devlete bağlamak. Osmanlı Devletinin ele geçirilen yerler üzerindeki en önemli tasarrufunu buraların gelirleri tahrir edildikten sonra oluşturulan Tımar sistemi oluşturuyordu. İnalcık Hoca bu durumun, yerel koşullar ve sınıfların Osmanlı düzeni ile barışçıl bir uzlaşması olduğunu belirtmektedir. Bu duruma en iyi örnek ise Köse Mihal olarak verilmiştir. Köse Mihal önce Osman Gazinin müttefiki olmuş ardından vasal olarak devlete bağlanmıştır. En sonunda ise tamamı ile devlete katılmıştır.

            Yıldırım Bayezid dönemi bu durumun bir çok örneği ile doludur. Bayezid tahta çıktığında, Bizans, Bulgar prensliği, Yunanistan ve adalardaki bir çok vasal devlet, Sırp krallığı ve Anadoluda da Karamanoğulları Osmanlı Devletinin vasalı konumunda idiler. Yeni hükümdar devletin fetih politikasına taze bir düzen getirerek bu vasalların devlete ilhakına çalışmıştır. Ele geçirilen yerlerde kapı kulu sistemi derhal uygulamaya geçirilmiştir. Bu zorlama yolu ile fetih Osman ve Orhan Gazilerin yarı feodal siyasetleri ile tam tersti. Bu yöntem daha çok İlhanlı ve İslam fetih anlayışını yansıtıyordu. Bayezidin bu politikası 1402 deki yenilginin en büyük sebebini oluşturmaktaydı. Yıldırım Bayezidden sonra onun çocukları devletin birliğini sağlarken gene onun kurduğu düzenden istifade etmişlerdir. Zira Bayezid döneminde tutulan ve tımarların kayıtlarını içeren defterlerin bize verdiği bilgilere göre önceden elde olup da Fetret Döneminde elden kaybedilen topraklar tekrar fethedildiğinde tımarlar gene eski sahiplerine dağıtılmıştır. Bu durumda bize gösteriyor ki eski tımar sahipleri bulundukları bölgelerin tekrar Osmanlı yönetimine germesini istemektedirler ve bunun için ellerinden gelenide yapmışlardır.

2- Fethedilen Toprakların İstatistik Sayımı: İki aşamalı Osmanlı fetih politikasının arka planına baktığımız zaman, dönemin tarihsel koşullarının bunda etkili olduğunu görüyoruz. Fetih gerçekleşince hemen oradaki kalelere bir kısım asker yerleştirilir, boş kalan kaleler ise direniş merkezleri veya eşkıya yuvası olmasınlar diye hemen yıktırılırdı. Böylece daha az asker kullanılarak idare kullanılırdı. Bunun ardından ise bölgede görev alan askerlere tımar arazisi dağıtılırdı. Bu tımar sahibi askerlerin Anadoludakileri Runelinden, Rumelindekilerde Anadoludan gönderilirdi. Ayrıca hisarlarda sınırlı sayıda bölge halkından da çeşitli imtiyazlar karşılığı asker toplandığı oluyordu.

            Osmanlıların fethedilen yerlerde uyguladıkları ve devletin asli yönetim unsuru olan sancaklar vardı. Bu sancaklar bir sancak beyi tarafından yönetilirdi. Sancak beyi bulunduğu sancağın en üst görevlisi olup, askeri ve idari işler onun sorumluluğundaydı. Adli işler ise kadının kontrolünde görülürdü.


            Vilayet tahriri ise Osmanlı yönetiminin temelindeki en önemli bölümü oluşturmaktaydı. Vergilendirmede kullanılan bu defterlere Defter-i Hakani ismi verilmekteydi. Bu defterlere hangi köyün nekadar vergi ödeyeceği kaydedilir yani vergilendirme kayıt usulü ile yapılırdı. Böylece başkentte nereden nekadar vergi toplanacağı bilindiğinde vergilendirmede bir yolsuzluk veya haksız vergilendirmenin önü alınmış oluyordu. Bu defterler aynı zamanda toprağın tasarrufu konusunda bağlayıcılığı olan bir resmi belge görevi de görüyordu. Bu defterler iki ana nüshadan oluşuyordular. Bunlardan detaylı ve asıl nüsha Mufassal Defter ismini alır ve başkentte bulunurdu. Diğeri ise İcmal Defteri olarak anılır bu ise vergilendirmenin yapıldığı sancakta bulundurulurdu. Eğer vergilendirmede bir sorunla karşılaşılırsa, bu iki defter karşılaştırılarak sorun giderilirdi.

3- Asimilasyon ve İmparatorluğun Doğuşu: Osmanlı Devletinde halk, reaya denilen yönetilen sınıfla, askeri denilen yöneten sınıfından oluşmaktaydı. Bu iki sınıftan askeri sınıf bütün devlet görevlerinde bulunanları ve onların ailelerini kapsardı. Bu gurup vergiden de muaftılar. Kendilerine görevleri karşılığında hazineden ödenirdi. Ancak bu askeri sınıf hiçbir zaman aristokratik bir yapı arz etmezdi. Çünkü Osmanlı Devletinde bu sınıfa dahil olmak ancak padişahin iradesi ile mümkün olabiliyordu. Hatta Osmanlı Devlet anlayışına göre ülke içinde bulunan bütün topraklar ve tebaa padişahın malı sayılırdı ve bunlar üzerindeki tasarruf hakkı da yalnızca padişaha aitti. Bu durum bir nevi merkezi otoriteyi güçlendirme çabasını bir neticesidir. Şunu da belirtmemizde fayda var ki padişahın bahşettiği görevler olsun veya diğer bazı ayrıcalıklar olsun bunlar sadece veren hükümdarı bağlamaktaydı. Yeni tahta çıkan hükümdar bunları onaylamasa hiçbir geçerlilikleri yoktular.

            Devlet bu iki sınıf arasındaki geçişleri nerdeyse imkansız denecek kadar zorlaştırmıştı. Ülkede yaşayan herkes şer’i ve örfi kurallarla yönetilirken askeri sınıf için Kanun-u Sipahiyan denilen ayrı bir kanun çıkarılmıştı. Reayadan askeri sınıfa geçmek veya askeri sınıftan reayaya düşmek yalnızca padişahın sorumluluğunda olan bir olaydı. O isterse savaşta yararlılık göstermiş birisini askeri sınıfa çıkara bilir veya görevden azledebilirdi.

            Burada önemli olan bir mevzu şudur: 15. yüzyıl Osmanlı defterleri incelendiği zaman, görülmektedir ki tımar sahipleri arasında Osmanlı Beyleri bulunduğu gibi, fetihten önce hüküm süren yerli feodal beyler ve efratlarının da bu tımar sahipleri arasında bulunmasıdır. Bazı feodaller daha ülkeleri Osmanlı vasalı iken devlete asker yardımında bulundukları safhada idare usulüne alışmışlar ve ordunun bir parçası olmuşlardı. Devlete tam olarak bağlandıklarında ise ellerindeki arazilerini bu sefer tımar sahibi olarak bulundurmaya devam etmişler ve Müslüman olunca da Bey ismini alarak önemli görevlere yerleştirilmişlerdir. Mesela II. Murat Han döneminde Gergi İstephan isimli bir Hıristiyanın subaşılığa getirildiği kayıtlarda mevcuddur. Rumelindeki soylu feodal beylerin tımar sahipleri arasına katıldıktan sonra zamanla kaybolduklarını ve Müslüman olduklarını görmekteyiz. Bunlar hiçbir şekilde devlet tarafından din değiştirmeye zorlanmamıştır. Zaten devletin bu gibi feodal beylerin askeri sınıfa dahil olmalarında İslam dinini şart koştuğu da söz konusu olmadığı gibi başka bir yöntemle zorlama da olmamıştır. Yanlı 16. yüzyıla gelindiğinde bir yüzyıl öncesinde isimlerine rastlanan tımar sahibi Hıristiyan beylere artık rastlanmamaktadır. Çünkü bu şahıslar zaman içerisinde İslamı seçerek asimile olmuşlardır. Ancak bazen lakapları Hıristiyan olan bazı Müslüman isimlere denk gelinmektedir. Arnavutluk’taki Kurtik oğlu Mustafa buna güzel bir örnektir. Hatta Bosna’daki bazı aristokratik beyler fetihten sonra topraklarında kalmışlar sonrada İslamiyeti kabul ederek, varlıklarını yirminci yüzyıla kadar sürdüre bilmişlerdir. Aynı durum sadece Balkanlardaki Hıristiyan aristokratlar için geçerli bir durum değildir. Mesela Anadoluda Karaman Oğulları topraklarının fethini müteakip, burada beylik döneminde elinde dirliği bulunanların arazisine dokunulmamış, bunlar aynı şekilde ellerinde bulundurdukları ile tımar sistemi içerisine alınmışlardır.

            Şunu da belirtmekte fayda vardır. Osmanlı Devletinin askeri sınıfını oluşturan ana unsur sadece bu aristokratik gayr-ı Müslim kademe değildir. Padişahların hepsinin kendilerine ait kul dediğimiz hizmetçileri vardı. Sultan isterse bunlardan herhangi birini vali olarak ataya bilirdi. Çünkü bu onun inisiyatifinde olan bir olaydı. Gene bütün beylerin ve beylerbeylerinin kendi işlerini gören hizmetçi kadroları vardı. Bunlarında askeri sınıfa geçip tımar alma hakları vardı. Ancak devlet bu tımarların tekelleşmesine izin vermezdi. Sultan ölünce yeni gelenin bunları onaylaması gerekirdi. İşte bu durum hem tekelleşmeyi önlediği gibi hem de merkezi otoritenin gücünü arttırıyordu.

4- Yeniden Teşkilatlanmanın Bir Arcı Olarak Sürgün ve Göç: Osmanlılar, yeni fethettikleri ülkelere yarı göçebe ya da göçebe unsurlar ile isyancı bir köy veya şehir nüfusu göç ettirerek hem buraların Türkleşmesini sağlarlar hem de fethin kalıcı olmasını garanti ederlerdi. Bu durum daha Orhan Gazi döneminde Gelibolu’nun fethi ile başlamış sonrada aynı şekilde devam etmiştir.

            Bu konuda Kıbrıs’a Anadolu, Karaman, Sivas vilayetlerinden yapılan sürgün çok ilgi çekicidir. Yeni fethedilen adanın şenlendirilmesi için bu saydığımız vilayetlerden göçebeler, işsizler, toprak ve arazi sahibi olmayanlar, serseriler, zanaat erbabı ve en son olarak da hüküm giymişler buraya göçürülmüşlerdir. Devlet, adaya sürülenlere arazi tahsisinde bulunarak iki yıl vergiden muaf tutmuştur. Osmanlı devleti ilk dönemler bu sürgün halkından askeri maksatlar konusunda faydalanmıştır. Örneğin Balkanlara göçürülen göçebe Yörükler içinden bir askeri organizasyon kurularak, fetih hareketlerinde bunlardan faydalanılmıştır.

            Balkanlara sürgün yoluyla göçürülen Tümken kesim olduğu gibi, fethedilen yörenin Türkleşmesi-İslamlaşması için bölgeye gönüllü göç edenler de vardı. Ömer Lütfi Barkan Hocamız bu kategoridekilere Kolonizatör Türk Dervişleri demiştir. Bunlar gönüllü olarak gidip yeni fethedilen bölgeye yerleşiyorlardı. Arkalarından ise Türkmen guruplar onları takip edip şeyh, derviş veya baba ismini verdikleri bu insanların etrafına kümelenerek, yeni köyler oluşturuyordular.

            14. ve 15. yüzyıllarda Anadolu çevresine göre çok kalabalık bir nüfusa sahipti. Çünkü büyük Moğol istilası ve ardından yaşanan Timur istilası çok sayıda Türk, Arap ve başka Müslüman unsurun Anadolunun orta ve batısına toplanmasına sebep olmuştu. İşte bu unsurlar Osmanlılar tarafından sistemli olarak Balkanlara geçirilmesi teşvik ediliyordu. Zira bu durumda devlet şenlenen yerlerden vergi gelirine sahip olduğu gibi, ordunun önemli bir gücünü oluşturan azap ve yayalar bu guruplardan toplanıyordu. Gene bölge Türkleştirildiği için fethin kalıcılığı açısında da önem arz ediyordu.   

     

           

 

           

“Osmanlı Fetih Yöntemleri, İskan politikası, Balkanlar Nasıl Fethedildi, Kılıçla mı?” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.