Hz. Muhammed’in Savaşları, Tebük Seferi, Nedeni-Sonuçları, Kaynaklar

Tebük, Hicaz Bölgesi’nin kuzeyinde Medine ile Şam arasında bir yerdir. Burası aynı zamanda bir vaha olup, Mekke’den yola çıkıp Şam’a giden kervanların önemli konak mahallerinden birisi idi.

Daha önce Mute Harbi’nde üç Müslüman komutanın ardı sıra şehit olması üzerine Halid b. Velid ordunun idaresini eline aldıktan sonra Müslümanların tamamen felakete uğramaması için başarılı bir geri çekilme harekâtı uygulamıştı. Mute’de Müslüman şehit sayısı kadar Bizans askeri de ölmüş üstelik Bizans ordusu Müslümanları takip etme cesareti degösterememişti. Bu savaştan sonra Müslümanlar çeşitli zaferler kazandılar. Mekke’yi fethettiler. Hevazin ve Sakif kabilelerini yenilgiye uğrattılar.

Bu durumda Müslümanlarla çarpışma Bizans için kaçınılmaz bir durum olmuştu. Çünkü Şam eyaletlerinin güney sınırına dayanmış yeni bir askeri güç ortaya çıkmıştı. Üstelik bu yeni siyasi oluşum, dinamizmini son peygamber ve onun getirdiği yeni bir dinden alıyordu. Bu durum başlı başına Hıristiyanlığın koruyucusu olduğu bilinen Bizans için bir tehlike arz ediyordu. Ayrıca Sasaniler’e karşı yakın zamanda kazandıkları zafer de onları cesaretlendiriyor, İmparator Herakliyus’un zihninde kadim Roma’yı tekrar canlandırma fikrini oluşturuyordu. Tüm bu sebeplerden dolayı İmparator Şam’da büyük bir ordu toplamaya başladı. Ayrıca Lahmiler, Gassaniler ve diğer bazı müttefik Araplarla da güç birliği yaptı. Bu sırada Şam diyarından Medine’ye zeytinyağı taşıyan Beni Enbat kabilesi’nden bazı kişiler Hz. Muhammed’e Şam şehrindeki durumu bildirdiler. Bunun üzerine Hz. Muhammed sefer hazırlıklarına başlanmasını istedi. Daha önce seferlerin nereye yapılacağını gizli tutan Hz. Peygamber bu defa öyle yapmadı. Çünkü bu defa sefer çok uzak bir diyara ve uzunca bir süreliğine olacağından hazırlıkların bu doğrultuda yapılması gerekiyordu.

Burada önemli bir konuya temas etmek gerekir. Bu gaza, Müslümanların diğer savaşlarından çok farklı olacaktı. Çünkü en başta Bizans ordusuyla savaşmak Araplar’ı korkutuyordu. Zira Bizans, müstahkem mevkileri, kaleleri ve askeri eğitimleri itibarı ile Araplar’a göre üstün bir güce sahipti. Araplar’da savaş tecrübesine sahipti. Ancak bu tecrübeleri, Arap yarımadasına uygun bir tecrübeden ibaretti. Ayrıca Mute Harbi’nde uğranılan yenilgide halen akıllarda tazeliğini koruyordu. Araplar aynı hezimetin tekrarından korkuyorlardı. Üstelik Bizans toprakları Müslümanların merkezlerinden çok uzak bir yerdi. Oraya varmak için çetin bir çöl yolculuğunu, açlığı ve en önemlisi susuzluğu göze almak gerekiyordu. Aynı zamanda bu yolculuk orduyu yorar ve sıkıntıya sokardı. Aynı zamanda orduyu destek ve ikmal yollarından uzaklaştıracak böyle bir sefer, hiç iyi bir fikir gibi gözükmüyordu. Mevsim itibarı ile de hava çok sıcak ve hasat mevsimiydi ve o yıl büyük bir kuraklık hâkimdi. İşte bütün bu sebepler, sefer hazırlıklarının tam ve eksiksiz olması için çok dikkatli ve mali desteğe muhtaç bir hazırlığın yapılmasını gerekli kılıyordu.

Tebük Seferi’nin hazırlıkları sürerken Müslümanlar arasındaki münafıklarda kendilerini belli etmeye başlamışlar, yapılacak olan sefere katılmamak için çareler aramaya başladılar. Bahsi geçen insanlar, o sene zuhura gelen kuraklığı dillerine dolayarak haklıda sefere katılmamaya ikna etmeye çalışıyordular. Bu münafık gurubu gizlice Yahudi Süveylim’in evinde toplanarak görüşmeler yapıyordular. Bunun üzerine Hz. Muhammed, Talha b. Ubeydullah ve bir gurup Müslüman’a bu evin yakılması emrini verdi. Bu kritik günlerde Allah (c.c.)’ta Tevbe Suresi’nin bazı ayetlerini indirerek, Müslümanları cihat çağrısına uymaları konusunda uyardı: “ Ey iman edenler! Size ne oluyor da ‘ Allah yolunda cihada çıkın’ dendiğinde bazılarınız ağırdan alarak bulunduğunuz yerden kımıldamak istemiyorsunuz? Yoksa siz ahireti bırakıp, sadece dünya hayatına mı razı oldunuz? Halbuki dünya hayatının geçici zevki ahiret saadeti yanında pek az ve değersizdir.(Tevbe-38)

Ey Muhammed! Eğer cihat kolaylıkla elde edilecek bir dünya menfaati ve istenilen bir yolculuk olsaydı elbette sana uyarlardı. Fakat zorlukla aşılacak yol onlara uzak geldi: ‘Eğer gücümüz yetseydi elbette sizinle birlikte cihat ederdik’ diye Allah’a yemin edeceklerdir. Onlar bu davranışlarıyla kendilerini helak ederler. Allah biliyor ki; onlar, mutlaka yalancıdırlar.”(Tevbe-42)

“Cihattan geri kalanlar, Allah’ın Resulü’ne muhalefet ederek oturup kalmalarına sevindiler. Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihat etmeyi hoş görmediler. ‘Bu sıcakta savaşa gitmeyin’ dediler. Deki! ‘cehennem ateşi daha sıcaktır.’ Keşke bilseydiler. Yaptıklarının cezası olarak, artık az gülsünler çok ağlasınlar. Eğer Allah, bu cihattan sonra tekrar seni, geri kalan bu toprağa döndürür de, onlarda seninle cihada çıkmak için izin isterlerse, onlara şöyle de, ‘Benimle birlikte bir daha çıkamayacaksınız. Düşmana karşı benimle beraber savaşamayacaksınız. Çünkü daha önce savaşmayıp oturmayı seçtiniz. O halde geriye kalanlarla birlikte oturun.”(Tevbe-81-83)

Araplar’ı Bizans’a karşı sefer yapmaya korkutanların, etrafa korku salan ve İslam ordusuna katılmamak için çare arayanların yanı sıra; canları ve mallarıyla bu uğurda mücadele eden, çağrıldıklarında çağrıya icabet eden Müslümanlarda vardı. Kuran-ı Kerim bu gibiler hakkında da şöyle diyordu: “Onlar için, Allah yolunda uğrayacakları susuzluk, yorgunluk, açlık, düşmanlarını kızdıracak bir yere ayak basmaları ve düşmana verdikleri her zarar karşılığında salih bir amel yazılır. Şüphesiz ki Allah, iyilik yapanların emeğini zayi etmez. Sarf ettikleri az veya çok herhangi bir mal veya Allah yolunda aştıkları herhangi bir vadi, onlar için yazılacaktır ki, Allah onları yaptıklarının en güzeli ile mükâfatlandırsın.”(Tevbe–120-121)

Gerçekten de Müslümanlar, sefer hazırlıkları sürerken fedakârlık hususunda birbirileri ile yarışıyordular. Başta Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Abdurrahman b. Avf (r.a)gibi varlıklı insanlar başta olmak üzere gerçek inananlar, askeri hazırlığa maddi olarak büyük destekte bulundular. Herkesin maddi manevi büyük fedakârlığıyla oluşturulan bu orduya bu sebepledir ki “Ceyşü’l Usre”(Zorluklar Ordusu) denmiş ve bu orduya katılanlar Allah’ın merhametine mazhar olmuşlardır. “Yemin olsun ki Allah, Peygamber’in içlerinden bazıları dönmek üzere iken sıkıntılı zamanda Peygamber’e tabi olan Muhacirler’in ve Ensar’ın tövbesini kabul etti.”(Tevbe–117)


Hz. Muhammed, Medine şehrinin biraz dışında Seniyyetü’l-Veda denilen mevkide ordugâh kurmuştu. Arabistan’ın dört bir tarafından gelen müminlerin sayısı 30 bini geçiyordu. Bu sayının 10 bin kadarı süvari birliğinden oluşuyordu ve orduda 12 bin deve vardı.

Hz. Muhammed, Medine’den ayrılmadan önce Muhammed b. Mesleme’yi yerine vekil olarak bıraktı. Gene Hz. Ali’yi de her iki ev halkının işleri ile meşgul olması için Medine’de bıraktı ve Hicretin 9. senesi Recep ayının bir Perşembe günü yala çıktı. Sefer sırasında Hz. Ebu Bekir’i ordugâhta imam tayin etti ve en büyük sancağı da ona verdi.

İslam ordusu, sefer sırasında çok zorluk ve müşkilat ile karşılaştı. Mevsim itibarı ile hava çok sıcaktı. Bundan dolayı da yolculuk şartları çok ağırdı. İslam ordusu susuzluk ve kavurucu çöl sıcağından çok sıkıntı çekti. Bu sebepledir ki Tebük Seferi’ne, Gazvetü’l Usre (Zorluk Gazvesi), sefere katılan askerlere, Ceyşü’l Usre (Zorluk Askeri), bu sefere rastlayan zamana da Saatü’l Usre (Zorluk Zamanı) dendi. Sefere devam edilirken bazı günler Hz. Peygamber’in emri ile öğle ve ikindi namazlarının birleştirilerek kılındığı da oldu.

İslam Ordusu, uzun ve yorucu bir yolculuğun ardından Şam ile Medine arasındaki mesafenin tam ortasında Tebük denilen yere vardı. Burası yirminci konak yeri idi. İslam Ordusu burada, gerek Bizans’tan gerekse de onlara müttefik diğer Araplardan en ufak bir harekete rastlamadı. Anlaşılan o ki Mute’de üç bin civarındaki Müslüman’ın gösterdiği cesaret ve Tebük Seferi’ne katılan İslam Askeri’nin çokluğu, Arap kabilelerinin maneviyatını kırmış, Bizans’ı da niyetinden vaz geçirmişti.

İslam Ordusu Tebük’te, Bizans tehlikesinin bir hayalden ibaret olduğunu gördü. İmparator Heraklius ise alınan bilgilere göre Humus’ta memleketinin iç işleri ile meşgul durumda idi. Yayılmış olan şayiaların ise Gassani Arapları’nın bir entrikasından ibaret olduğu çok geçmeden anlaşıldı. Hz. Muhammed, İslam Askeri ile birlikte Tebük’te 20 gün kadar kaldı ve daha ileri gitmek istemedi. Çünkü O, kan dökerek toprak elde etmek ve silah zoru ile Müslümanlığı yaymak niyetinde değildi. Durumu yakın Ashabı ile de müzakere etti. Rivayete göre Hz. Ömer; “Ey Allah’ın Elçisi, ileride düşman askeri pek çoktur. Bizden ise kimse yoktur. Sen’in kendilerine bu kadar yaklaşman onları iyice korkutmuştur. Uygun görür isen busene bu kadarla yetinip geri dönelim” dedi. Diğer bazı Ashab da aynı fikirde idi. Ayrıca bu sıralarda Şam şehrinde veba (Taun) hastalığının baş gösterdiği öğrenildi. Bunun üzerine daha ileri gidilmedi. Hudutta sükûnet ve emniyet sağlandı.

Bununla beraber o muhalde oturan bir takım küçük Hıristiyan hükümetlerle anlaşmalar yapıldı. Bu cümleden olarak, Kızıldeniz’in kuzeyinde Akabe Körfezi’nin sonunda, deniz kıyısında “Eyle” hükümdarı Yuhanna geldi. Bu hükümdar yıllık vergi vermek şartı ile barış istedi. Hz. Peygamber de bu isteği kabul ederek kendisine yazılı bir amanname verdi: “Bismillahirrahmanirrahim. Bu Allah’ın Peygamber’i tarafından Yuhanna ve Eyle ahalisine verilen amannamedir. Onlardan, memleketlerinde oturanlar karada ve denizde seyahat edenler, Allah ve Peygamberi’nin himayesi altındadır. Onlarla beraber olanlar Şamlılar, Yemenliler ve sahil ahalisi de böyledir. Bunlarda Allah ve Resulü’nün zimmetindedir. Bu amannameye uymayanlar cezalandırılacaklardır.”

Cerba, Ezruh Hıristiyanları da Hz. Muhammed ile görüşerek, cizye vermeyi kabul ettiler. Hz. Muhammed ayrıca, Halid b. Velid’i, 400 atlı ile “Demetü’l Cendel’e” gönderdi. Burası Şam’a beş konak mesafede idi. Hrıstiyan olan burasının hükümdarı Ukeydir, Bizans’a bağlıydı. Halid, oraya vardığında avda olan Ukeydir’i esir aldı ve Hz. Muhammed’in huzuruna getirdi. Ukeydir, huzurda cizye vermeyi taahhüt edince serbest bırakıldı.

Tebük’te geçen 20 günün ardından, mevcut bir Bizans tehlikesinin var olmadığı görülünce, geri dönüldü. Dönüş yolunda Hz. Muhammed, bir suikasd tehlikesi geçirdi. Münafıklardan bazıları onu öldürme girişiminde bulundular. Lakin, Huzeyfe (r.a) tarafından bu münafık gurubu dağıtıldı.

Dırar Mescidi Meselesi

Hz. Muhammed, Tebük Seferi’ne çıkarken Kuba’daki münafıklar, kendisine gelerek, inşa ettikleri mescitte kendilerine namaz kıldırmasını Resulullah’dan istemişlerdi. Ancak, seferde olan Hz. Peygamber, dönüş için onlara söz verdi.

Hz. Muhammed, Tebük Seferi dönüşünde, o münafık gurubu tekrar kendisine geldiler. Hz. Peygamber de onların inşa ettiği mescidi ziyaret için hazırlandı. Ancak tam bu sırada İlahi emirle oraya gitmemesi konusunda uyarıldı. Kuran-ı Kerim’de mealen: “(Kuba mescidine ve müminlere) zarar vermek, (gizli) küfrü (kuvvetlendirmek), müminlerin arasını açmak evvelce, Allah ve Peygamberi ile savaşan kimseyi gözlemek için bu mescidi yapan: ‘ Biz iyilikten başka bir şey istemedik’ diye yemin edenlerin yalancı olduklarına Allah şahittir. Orada asla durma (namaz kılma). İlk gününden takva üzerine kurulan Mescid (Kuba)’da durman (namaz kıl) daha layıktır. Orada temizliği seven adamlar vardır. Allah temizlenenleri sever.(Tevbe-107-108).

Münafıkların mescidi, Mescid-i Dırar adını taşıyordu. Aslında burası bir Mescid veya ibadethane değil, eşkıya ve fitne yuvası idi. Bu nedenle de Hz. Peygamber tarafından yıktırıldı.

Buradan Medine’ye doğru hareket edildi. Hz. Muhammed’in dönüşü şehirde tam bir bayram havası yaşattı. Bu tarih aynı yılın yani Hicretin 9. yılı Ramazan ayı içindedir. Daha sonra sefere iştirak etmeyenler Hz. Muhammed’in huzuruna gelerek, özürlerini bildirdiler. Bunların sayısı 80 kişi idi. Ancak bunlardan 3’ünün özrü kabul olunmadı. Bilahare, nazil olan: “ Allah, Peygamberi (münafıklara izin verdiği için) ve içlerinden bir takımının kalpleri dönmek üzere iken, güçlük anında (Tebük Gazvesinde) tövbelerini kabul etti. Sonra onları, tövbeleri dolayısı ile af buyurdu. Çünkü Allah, onlar hakkında son derece esirgeyici ve bağışlayıcıdır. Geri kalan üç kişi ise yer yüzü bütün genişliği ile başlarına dar geldi. Vicdanları da kendilerini sıkıştırdı. Allah’a karşı Allah’tan başka sığınacakları hiçbir yer kalmadığını anladıktan sonra, onların eski hallerine dönmeleri için onların tövbelerini kabul etti. Muhakkak Allah, tövbeleri kabul edici ve bağışlayıcıdır.(Tevbe-117-118).

Tebük Seferi Müslümanların, Mute Harbi ile birlikte kendi ırklarından olmayan yabancı bir güce karşı giriştikleri ilk harekettir. Bu Sefer, Bizans’ın toplu kuvvetlerini püskürtmek için yapılan bir müdafa girişimi idi aynı zamanda. Sonucu itibarı ile de istenilen elde edilmişti. Çünkü Arabistan, Bizans işgaline uğramamış, güney sınırları da güvenlik altına alınmıştı. Burada unutulmaması gereken önemli bir hususta şudur: Hicretle birlikte Medine’ye sığınan bir avuç insan, artık Arabistan’ın dışına 30 bin kişilik bir ordu çıkararak dönemin süper gücü Doğu Roma İmparatorluğu ile çarpışmayı göze alacak kadar büyük bir güce ulaşmışlardı. Bu durumun kaynağında ise, İslam Dini’nin onlara kazandırdıkları yatmaktaydı.

KAYNAKÇA

1-Kısas-ı Enbiya, Ahmet Cevdet, düz. Mahir İz, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara-1985

2-Mevahib-ül Lüdiniyye Tercümesi, Kastalani, Çev. İ. Turgut Ulusoy, C.1, Hisar Yayınevi, İstanbul, 1984

3-Peygamberimizin İslam Dini ve Aşere-i Mübeşşere, Zekai Karapa, Fatih Yayınevi , Ankara

4-Hz. Muhammed, R. V. C. Bodley, Dr. Osman Nabioğlu, Nabioğlu Yayınevi, İstanbul

5-Doğuşundan Günümüze Büyük İslam Tarihi Ans., C.1, Çağ Yayınları, İstanbul-1989

6-Hz. Muhammed’in Doğuşundan Ölümüne Kadar İslam Tarihi, Yusuf Ziya Yörükan,Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara-2001

7-İslam Tarihi, M. Asım Köksal,Şinasi Yayınevi, İstanbul-1995

8-Cihan Peygamberi Hz. Muhammed, Ramazan Eren, Yeni Asya Yayınları, İstanbul-1991

“Hz. Muhammed’in Savaşları, Tebük Seferi, Nedeni-Sonuçları, Kaynaklar” için 13 yorum

  1. zora katlanmasini beceremeyenler kolayini hak edemez. Zor işler güçlü adamın işi kolay işler basit insanların işi. Eğer zorluk olmasaydı kolayın kıymeti nasıl anlaşılacakdıç Eğer hastalık olmasaydı sıhhatin kıymeti nasıl anlaşılacakdı……..böyle devam eder gider. Kolaycı bir millet meydana geldiği için zor işler ahirete kaldı. Haydi hayırlısı Allah kolaylık versin. Selam ve dua ile…….

  2. çok uzun diyorsunuz fakat doğrusunu öğrenmek, en ince detayını bilmek size neden bu kadar zor geliyor anlamadım. emin olun okuduğumuz her harf İBADET HÜKMÜNE GEÇİYOR!

  3. çooooooooooooooook uzun hocalar bu kadar uzun istemiyo daha z ve daha öz olmalı eminimki bilgiler güzeldir ama çok uzatılmış:(

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.