avrupa birliği’nin ortaya çıkışı ve türkiye arvupa birliği ilişkileri, ilişkilerin tarihsel gelişimi

AVRUPA BİRLİĞİ’NİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’da bütünleşme yönünde muhtelif görüşler ortaya çıkmıştır. Aradan geçen süre, bu görüşlerden, “uluslar-üstü “ nitelikli bir yapılanmayı öngören ve bugünkü Avrupa Birliği’nin çekirdeğini oluşturan “ Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu”nun isabetli bir girişim olduğunu ortaya koymuştur.

9 Mayıs 1950 tarihinde, Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın Avrupa Devletlerine yaptığı tarihi çağrı,  özünde, Batı Avrupa’daki kömür ve çelik kaynaklarının üye devletler ve uluslar-üstü yetkilerle donatılmış bir yüksek otorite tarafından yönetilmesini ve bu alanlarda uygulanmakta olan gümrük vergilerinin kademeli olarak kaldırılmasını önermiştir.

Bu çağrı, 18 Nisan 1951 tarihinde Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Lüksemburg ve Hollanda tarafından Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu kuran Antlaşmanın imzalanmasıyla, bütünleşme yönündeki ilk meyvesini vermiştir.  Antlaşma, sektörel nitelikli olmakla birlikte esasen, Avrupa içinde ekonomik sınırların kaldırılarak, daha sonra geniş bir alanda sağlanacak ekonomik ve siyasi bütünleşmenin de ilk adımını oluşturmuştur.

Avrupa Ekonomik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu

Kömür ve çelik sektöründeki bütünleşme modelinin olumlu yankıları ve başarılı sonuçları bütünleşme alanının genişletilmesi çalışmalarını da hızlandırmıştır. Bu çerçevede, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nu (AAET)kuran antlaşmalar 25 Mart 1957’de Roma’da imzalanarak 1 Ocak 1958 tarihinde yürürlüğe konulmuştur. Bu tarihten sonra, bu üç Topluluk Avrupa Toplulukları adıyla anılmıştır.

Yeni Katılımlar

Avrupa’nın bütünleşmesi yönünde atılan başarılı adımlar ve sağlanan gelişmeler, bütünleşmeye dönük ilgiyi de artırmıştır. Bu çerçevede, AB üye sayısı 1995 yılında 15’e yükselmiştir. Beş dalga olarak gerçekleşen genişleme aşağıdaki Tabloda daha iyi görülmektedir:

 

TABLO 1: AB’NİN GENİŞLEME SÜRECİ

Genişleme -Yıl

AB’ye katılan ülkeler

1. Genişleme: 1973

İngiltere, Danimarka ve İrlanda

2. Genişleme: 1981

Yunanistan

3. Genişleme: 1986

İspanya, Portekiz

4. Genişleme: 1995

Avusturya, İsveç, Finlandiya

5. Genişleme: 2005

Kıbrıs, Malta, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Letonya, Litvanya, Macaristan, Polonya, Slovenya, Slovakya

6. Genişleme: 2007

Bulgaristan ve Romanya

 

Norveç,  1973 ve 1995 yıllarında AB üyelik müzakerelerini tamamlamış fakat her iki müzakere sonrasında yapılan halk oylamasında, Norveç halkı AB dışında kalmayı tercih etmiştir.

AET’nin ortaya koyduğu takvim çerçevesinde 1960’lı yıllarda sağlanan hızlı gelişme, 1970’li yıllarda dünya ekonomisinde yaşanan krizin de etkisiyle yavaşlamaya başlamıştır. Üye ülkeler arasında tesis edilen ortak pazara rağmen, kişilerin, malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını engelleyen tarife dışı uygulamalarda artış yaşanmıştır.

Bu çerçevede, 1985 yılında Komisyon, kişi, mal, hizmet ve sermayenin özgürce dolaşabileceği hiçbir idari, teknik, mali ve fiziki engelin olmayacağı bir İç Pazarın tamamlanması için inisiyatif üstlenerek bir dizi öneri geliştirmiştir. İç Pazar hedefi, 1 Temmuz 1987 tarihinde yürürlüğe giren Tek Avrupa Senedi ile Topluluk Antlaşmalarına dahil edilmiştir.

1 Kasım 1993 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Birliği Antlaşması (Maastricht Antlaşması) ile de Avrupa’daki bütünleşme süreci, Avrupa Birliği adını almıştır. Aynı Antlaşma ile, Tek Para Birimine geçilmesi hükme bağlanmıştır. Ayrıca, Parasal Birliğe geçiş için gerekli olan parasal ve mali kriterler de belirlenmiştir.

Maastricht Kriterleri:

Toplulukta en düşük enflasyona sahip (en iyi performans gösteren) üç ülkenin yıllık enflasyon oranları ile ilgili üye ülkenin enflasyon oranı arasındaki fark 1.5 puanı geçmemelidir.

– Üye ülke devlet borçlarının GSYİH’sına oranı % 60’ı geçmemelidir.

– Üye ülke bütçe açığının GSYİH’sına oranı % 3’ü geçmemelidir.

– Herhangi bir üye ülkede uygulanan uzun vadeli faiz oranları 12 aylık dönem itibariyle, fiyat istikrarı alanında en iyi performans gösteren 3 ülkenin faiz oranını 2 puandan fazla aşamayacaktır.

– Üye devletlerin ulusal paraları, Avrupa Döviz Kuru Mekanizmasının izin verdiği “normal” dalgalanma marjı içinde kalmalıdır. (Şu an için yüzde 15, ancak hemen hemen bütün ülkeler yüzde 2.25 marjı içinde kalmaktadır.)

 

2 Ekim 1997 tarihinde imzalanarak 1 Mayıs 1998 tarihinde yürürlüğe giren Amsterdam Antlaşması ise, Maastricht Antlaşmasıyla getirilen hukuksal çerçeveyi tamamlamayı öngörmüştür. Antlaşma ile Avrupa Vatandaşlığı kavramı kapsamındaki haklar güçlendirilmiştir.

Avrupa Birliği 2000 yılı Aralık ayında Nice (Fransa)’da gerçekleştirdiği Zirve’de, Avrupa Birliğinin kurumsal yapısında, genişleme perspektifine uygun bir düzenleme üzerinde uzlaşmaya varmıştır. Hazırlanan Antlaşmada,  sadece AB ile katılım müzakerelerini başlatan adaylar göz önünde bulundurulmuştur. 2001 yılı Aralık ayında Laeken’de gerçekleştirilen AB Zirvesi, AB’nin üye sayısında yakın gelecekte görülmesi beklenen artışa cevap verecek şekilde yeninden yapılandırılması çalışmaları açısından çok önemlidir. Zirve’de, AB’nin geleceğine ilişkin olarak, Başkanlık Açıklamasına ilave bir Ek Bildiri kabul edilmiştir. Bildiride, AB’nin geleceği ile ilgili olarak başlatılan çalışmaların, mümkün olduğu kadar geniş tabanlı ve şeffaf olabilmesi için bir Konvansiyon’un oluşturulmasına karar verildiği ve Birliğe aday tüm ülkelerin bu Konvansiyona katkı sağlamaya davet edildiği vurgulanmıştır.

AB için 2002 yılının en önemli olaylarından biri Avrupa Ortak Para Birimi Euro’nun 1 Ocak tarihinde tedavüle sürülmesidir.  1 Ocak 2002 tarihinde İngiltere, İsveç ve Danimarka dışındaki AB üyesi ülkelerde yürürlüğe giren Euro, 28 Şubat 2002 tarihinden itibaren tümüyle ulusal para birimlerinin yerini almıştır. Bu gelişme Avrupa bütünleşme süreci açısından çok önemli bir aşama olarak değerlendirilmektedir. 12 AB üyesi ülke kendi özgür iradeleriyle ulusal para birimlerinin yerine ortak bir para birimini tedavüle koymuştur. Klasik egemenlik hakları arasında önemli bir yer tutan “para basma hakkı”,    gönüllü olarak Avrupa Merkez Bankasına devredilmiştir.

25 Temmuz 2002 tarihinde ise, AKÇT’nin kurulmasına ilişkin Antlaşmada öngörüldüğü şekilde, 50 yıllık süre sonunda Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu ortadan kaldırılmıştır. 

AB NEDİR: TEMEL İLKELER VE OLUŞUM

Avrupa Birliği, hukukun üstünlüğü ve demokrasi üzerine oturmaktadır. Avrupa Birliği, mevcut ülkelerin yerini alacak bir devlet değildir. Sahip olduğu uluslar-üstü yapı nedeniyle, diğer uluslararası kuruluşlardan da farklıdır. Üye devletler, kendi egemenlik yetkilerini ortak menfaatleri doğrultusunda AB Kurumlarıyla paylaşmaktadır.  Üye devletler AB Karar verme sürecine temsilcileri aracılığıyla iştirak etmektedir. Yani, egemenliklerini devrettikleri Topluluk kurumlarında temsil edilmektedir. Tüm kararlar ve prosedürler üye devletler tarafından kabul edilen temel Antlaşmalar çerçevesinde yürütülmektedir.


 

 

AB aşağıdaki temel ilkeler üzerine oturtulmuştur:

Temel hakların,  serbest dolaşım ile medeni ve siyasi hakların sağlandığı Avrupa Vatandaşlığı,

İçişleri ve Adalet alanındaki işbirliği ile AB genelinde özgürlük, güvenlik ve adaletin tesis edilmesi,

Tek Pazar, Ortak Para Birimi Euro,  istihdam yaratma, bölgesel kalkınma ve çevre koruma aracılığıyla ekonomik ve sosyal gelişmenin desteklenmesi,

Ortak Dış ve Güvenlik Politikası aracılığıyla AB’nin küresel anlamdaki rolünün güçlendirilmesi,

Yukarıda belirtilen dört temel ilke, esasen AB’nin Maastricht Antlaşmasıyla oluşturulan ve daha sonra Amsterdam Antlaşmasıyla da güçlendirilen yapının ana fonksiyonlarını da ortaya koymaktadır.

AVRUPA BİRLİĞİNİ YÖNETEN KURUMLAR

Avrupa Birliği, dünyada başka hiçbir uluslararası örgütte olmayan bir kurumsal sistem üzerine oturtulmuştur. Üye devletler, belli konulardaki egemenlik yetkilerini bağımsız kurumlara devretmektedir. Kurumlar, Avrupa Birliği ve üye devletler ile Birlik vatandaşlarının menfaatlerini temsil ederler. Aşağıda daha ayrıntılı şekilde de görüleceği gibi, Komisyon geleneksel olarak Avrupa Birliği’nin tümünün menfaatlerini gözetmekle yükümlüdür. Bakanlar Konseyinde ise üye devlet hükümetlerinin temsilcileri yer almaktadır. Avrupa Parlamentosu ise, Avrupa vatandaşları tarafından doğrudan genel seçimlerle seçilmektedir.

Avrupa Parlamentosu

Avrupa Birliği vatandaşlarının katılımıyla 5 yılda bir gerçekleştirilen doğrudan seçimler sonucu oluşur. Halen üye sayısı 626 olup, bu sayı NICE Antlaşmasıyla AB’ne olacak yeni katılımları da dikkate alarak yeniden belirlenmiştir.

Bakanlar Konseyi

Üye devlet hükümetlerinin temsilcilerinden oluşur. Bakan düzeyinde temsil söz konudur. Avrupa Birliğinin ana karar verme organıdır.  Konsey, gündemdeki konulara göre, dışişleri bakanlarını bir araya getirebileceği gibi, maliye, çevre, eğitim, ulaştırma, tarım vb. bakanların katılımıyla da toplanabilir.

Avrupa Komisyonu

Komisyon, AB menfaatlerinin temsilcisi ve savunucusudur. Başkan ve üyeler üye devletler tarafından 5 yıllık bir süre için atanmakta ve Parlamento tarafından onaylanmaktadır. Komisyon 20 üyeden oluşmaktadır. Her bir üye ülkenin birer temsilcisi vardır. Üye devletlerden, Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere ve İspanya’nın ise Komisyon’da iki üyesi görevlidir.

Adalet Divanı

Adalet Divanı, Topluluk müktesebatının uygulanmasından ve yorumlanmasından kaynaklanan hukuksal sorunları çözmek amacıyla oluşturulmuştur. Adalet Divanı, Müktesebatın etkin bir biçimde uygulanmasını sağlar. Üye devletlerarasında, üye devletlerin AB kurumlarıyla aralarında ve iş dünyası ve bireysel olarak kişilerin üye devletler veya AB kurumlarıyla olan anlaşmazlıklarında yetkilidir.

AB, 1993 yılında Kopenhag’da gerçekleştirilen Zirvesinde, Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan 10 Orta ve Doğu Avrupa Ülkesinin gerekli kriterleri yerine getirmek koşuluyla AB’ne üye olabileceklerini ilan etmiştir. Bu Zirve, Birliğe yeni katılacak ülkeler için katılım koşullarının da açıklandığı bir Zirve olmuştur. Üyelik için belirlenen Kopenhag Kriterleri, 1995 yılında gerçekleştirilen Madrid Zirvesiyle daha da geliştirilmiştir.

Kopenhag Kriterleri

Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve azınlık haklarına saygı ve korumayı garanti eden kurumların istikrarının sağlanmış olması,

İşleyen bir piyasa ekonomisine ve Birliğin rekabetçi baskısına ve piyasa güçlerine dayanma kapasitesi,

Siyasi, ekonomik ve parasal birlik hedeflerine bağlılık dahil, üyelik yükümlülüklerini üstlenme yeteneğine sahip olunması,

İdari kapasitenin güçlendirilmesi (Madrid Zirvesiyle 1995 yılında eklenmiştir. )

Madrid Zirvesinde ayrıca, Komisyona çağrıda bulunularak, aday ülkelerin üyelik durumları ile ilgili görüş hazırlanması ve genişlemenin Birliğe maliyetinin hesaplanması talep edilmiştir. Bu konudaki hazırlıkların da 1997 yılı içinde tamamlanması istenmiştir.

Komisyon çağrıya uygun olarak 16 Temmuz 1997 tarihinde “ Gündem 2002” olarak bilinen Raporu açıklamıştır. Rapor’da AB’nin genişlemeye ne kadar hazır olduğuna ve gelecekteki politikalarına ilişkin görüşlere yer verilmiştir.

Katılım süreci daha sonra 1997 yılında Lüksemburg Zirvesi ve 1999 yılındaki Helsinki Zirvesiyle daha da somutlaştırılmıştır.

2000 yılından itibaren Avrupa Birliği’nin genişlemeye bağlı olarak aldığı önemli kararlar olmuştur. Birlik genişlemeye karşı kendini hazırlamak için bir takım önlemler almak ve birlik içinde yeni düzenlemeler yapmak için çalışmalar yapmıştır. Bu doğrultuda Nice Konferansında alınan kararlar oldukça önemlidir.

Nice Antlaşması

26 Şubat 2001 tarihinde imzalanan ve 1 Şubat 2003 tarihinde yürürlüğe giren Nice Antlaşması’nın başlıca amacı Birliği, yeni üyeler alarak genişlemeye hazırlamaktır. Konseyde oy ağırlıkları, salt çoğunluk uygulamasının genişletilmesi ve Komisyon reformu olarak bilinen üç alan bu Antlaşmada ele alınmıştır.

Antlaşma ile Bakanlar Konseyi’ndeki ağırlıklı oy oranları değiştirilmektedir. Konsey’de toplam 237 oy olacaktır. Yeni sitemde herhangi bir kararın çıkması için 169 oy yeterli olacaktır. Salt çoğunluk için aranan eşik yeni üyeler Avrupa Birliği’ne katıldıkça değişecektir. Konsey’in karar verme mekanizması da sadeleştirilmekte, Antlaşmada bulunan 27 hüküm ile oybirliği kuralından nitelikli çoğunluk koşuluna geçilmektedir.

Yeni üye ülkelerin temsil edileceği 2004–2009 dönemi Avrupa Parlamentosu’nun üye sayısı 732’ye çıkarılmaktadır. Avrupa Komisyonu’nun üye sayısı her devleti temsil eden bir üye olacak şekilde 25 olarak sınırlandırılmıştır. Avrupa Birliği 27 üye devlete ulaştığında atanacak ilk Komisyon’dan başlayarak, Komisyon üyelerinin sayısı üye devletlerin sayısından daha az olacaktır. Komisyon üyeleri, bütün ülkeler için adil olan bir rotasyon sistemiyle seçileceklerdir. Komisyon’un oluşumunda ve oyların ağırlık dağılımında Nice Antlaşması’nın getirdiği değişiklikler, 1 Kasım 2004’ten başlayarak geçerli olacak, Avrupa Parlamentosu’nun yeni oluşumu ise 2004 seçimlerinden başlayarak geçerli olacaktır.

 

28 Şubat 2002 tarihinde AB Anayasası taslağını oluşturmak üzere 105 üyeli “Avrupa’nın Geleceği Kurultayı” toplanmıştır. Kurultay, 16 aylık bir dönemin sonunda çalışmalarını tamamlamış ve taslak metni Hükümetler arası Konferans’ta görüşülmek üzere AB Dönem Başkanlığı’na sunmuştur. Avrupa için bir Anayasa oluşturan Antlaşma Taslağı, 17-18 Haziran 2004 tarihlerinde Brüksel’de gerçekleştirilen Zirve sonunda kabul edilmiştir. AB Anayasası, üye ve aday ülke liderleri tarafından Roma’da imzalanmış böylece 29 Ekim 2004 tarihinde son şeklini almıştır. AB Anayasası, Avrupa Birliği üye ülkelerinin siyasi bir birlik kurma yolunda attıkları en önemli adımı teşkil etmekte ve AB’nin temelini oluşturan kurucu antlaşmalar ile bugüne kadar onları değiştiren tüm antlaşmaları tek ve yeni bir metinde bütünleştirmektedir.

Ocak 2005 tarihinde Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen Anayasa’nın yürürlüğe gireceği tarih olarak Anayasal Antlaşmada 1 Kasım 2006 belirtilmiştir. Ancak Anayasa’nın yürürlüğe girebilmesi için tüm üye ülkeler tarafından onaylanması gerekmektedir. Hâlihazırda, üye ülkeler, kendi Anayasaları tarafından belirlenen sisteme göre –parlamento veya referandum kanalıyla- onay sürecini sürdürmektedir. Ancak, üye devletlerden birinin dahi Anayasal Antlaşmada belirtilen tarihe dek onaylamaması halinde yürürlüğe giremeyecek olan AB Anayasası zorlu bir onay süreci geçirmektedir. Özellikle, Fransa ve Hollanda’da gerçekleştirilen referandumlarda çıkan “hayır” kararı olumsuz etki yaratmıştır. Bu durum karşısında, 16–17 Haziran 2005 tarihlerinde Brüksel’de düzenlenen AB Hükümet ve Devlet Başkanları Zirvesi’nde, AB Anayasası onay sürecine ilişkin olarak, referandumlardan çıkan “hayır” sonuçlarının üye ülkeler arasında “domino etkisi” yaratmasını önlemek için onay sürecine bir yıl ara verilmesine karar verilmiştir. İngiltere, İrlanda, Portekiz, Danimarka, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya karara uygun olarak onay sürecini dondururken, G.Kıbrıs ve Lüksemburg gibi bazı üyeler süreci durdurmayarak AB Anayasasına onay vermiştir.

 

Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri


         Modern Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana yüzünü Batıya çevirmiş olan Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa kıtasında hızla gelişmekte olan uluslararası örgütlenme çabaları içinde yer almıştır: Türkiye, 1949 yılında Avrupa Konseyi’ne, 1952 yılında ise Kuzey Atlantik İttifakı Örgütü’ne (NATO) katılmıştır. Bu doğrultuda, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) 1958 yılında kurulmasının ardından, 31 Temmuz 1959 tarihinde Topluluğa ortaklık başvurusunda bulunmuştur. AET Bakanlar Konseyi, Türkiye’nin yapmış olduğu başvuruyu kabul ederek üyelik koşulları gerçekleşinceye kadar geçerli olacak bir ortaklık anlaşması imzalanmasını önermiş ve 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması’nın 1 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girmesiyle Türkiye-AB ortaklık ilişkisi başlamıştır.

Ankara Anlaşması’nın amacı, 2. maddede, “Türkiye ekonomisinin hızlı kalkınmasını ve Türk halkının istihdam düzeyinin ve yaşam koşullarının yükseltilmesini sağlama gereğini göz önünde bulundurarak, taraflar arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri aralıksız ve dengeli olarak güçlendirmeyi özendirmektir” olarak belirtilmektedir. Anlaşma’nın en önemli hükümlerinden bir diğeri ise, Türkiye’nin üyeliğini düzenleyen 28. maddedir. “[Ankara] Anlaşma’nın işleyişi, Topluluğu kuran Anlaşma’dan doğan yükümlerin tümünün Türkiye’ce üstlenebileceğini gösterdiğinde, Akit Taraflar, Türkiye’nin Topluluğa katılması olanağını incelerler” ifadesine yer veren söz konusu maddede, ortaklığın nihai hedefi Türkiye’nin üyeliği olarak belirlenmiştir.

Ankara Anlaşması, Türkiye’nin üyeliği hedefine yönelik olarak “hazırlık dönemi”, “geçiş dönemi” ve “son dönem” olmak üzere üç devreden oluşan bir entegrasyon modeli öngörmüştür: İlk dönem, Anlaşma’nın yürürlüğe girdiği 1 Aralık 1964 tarihi itibariyle başlamıştır. Taraflar arasındaki ekonomik farklılıkları azaltmaya yönelik “Hazırlık Dönemi” olarak belirlenen bu dönemde, Türkiye herhangi bir yükümlülük üstlenmemiştir. Buna karşılık, Topluluk, 1 Ocak 1973 tarihinde yürürlüğe giren Katma Protokol çerçevesinde 1971 yılından itibaren, tek taraflı olarak, bazı petrol ve tekstil ürünleri dışında Türkiye’den ithal ettiği tüm sanayi mallarına uyguladığı gümrük vergileri ve miktar kısıtlamalarını tek taraflı olarak sıfırlamıştır. Katma Protokol’ün yürürlüğe girmesiyle, hazırlık dönemi sona ermiş ve “Geçiş Dönemi”ne ilişkin koşullar belirlenmiştir. Bu dönemde, taraflar arasında sanayi ürünleri, tarım ürünleri ve kişilerin serbest dolaşımının sağlanması ve Gümrük Birliği’nin tamamlanması öngörülmüştür. Türkiye, “Geçiş Dönemi”nde, AB’den ithal ettiği sanayi ürünlerine uyguladığı gümrüklerini 12-22 yıllık listeler dahilinde kademeli olarak azaltarak sıfırlamayı ve Topluluğun Ortak Gümrük Tarifesi’ne (OGT) uyum sağlamayı üstlenmiştir.

Türkiye-AB ilişkileri, 1970’li yılların başından 1980’lerin ikinci yarısına kadar, siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı istikrarsız bir gelişim sergilemiş, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından ilişkiler resmen askıya alınmıştır. İlişkilerin dondurulmasının ardından, Ortaklık Konseyi ilk kez 1986 yılında toplanabilmiştir. Bu noktada Türkiye, üyelik başvurusunda bulunmayı amaçladığını belirtmiş ve 14 Nisan 1987 tarihinde, Ankara Anlaşması’nda öngörülen dönemlerin tamamlanmasını beklemeden, Roma Antlaşması’nın 237., AKÇT Antlaşması’nın 98. ve EURATOM Antlaşması’nın 205. maddelerine dayanarak üyelik başvurusunda bulunmuştur. Komisyon, bu başvuru ile ilgili görüşünü 18 Aralık 1989’da açıklamış ve kendi iç bütünleşmesini tamamlamadan Topluluğun yeni bir üyeyi daha kabul edemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca, Türkiye’nin, Topluluğa katılmaya ehil olmakla birlikte, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda gelişmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu nedenle, üyelik müzakerelerinin açılması için bir tarih belirlenmemesi ve Ortaklık Anlaşması çerçevesinde ilişkilerin geliştirilmesi önerilmiştir.

Türkiye, bunun üzerine, üyelik süreci açısından önemli bir adım oluşturacağı gerçeğinden hareketle, öncelikle Gümrük Birliği’ni tamamlamayı hedeflemiş ve bunun için gerekli çalışmalara hız vermiştir. Bu çerçevede, 6 Mart 1995 tarih ve 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı (OKK) uyarınca, 1 Ocak 1996 tarihinde Gümrük Birliği tamamlanmış ve Türkiye-AB Ortaklık İlişkisi’nin “Son Dönem”ine geçilmiştir. Gümrük Birliği’nin tamamlanması ile Türkiye-AB ilişkileri ayrı bir boyut kazanmıştır. Zira, Gümrük Birliği Türkiye’nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefine yönelik ortaklık ilişkisinin en önemli aşamalarından birini oluşturmaktadır.

Bu dönemde AB Komisyonu tarafından, AB’nin genişleme sürecini değerlendiren “Gündem 2000” Raporu hazırlanmış ve 16 Temmuz 1997 tarihinde açıklanmıştır. Rapor’da Türkiye’nin siyasi ve ekonomik sorunları nedeniyle genişleme sürecine dahil edilmeyeceği ifade edilmiştir. Bunu takiben, 12-13 Aralık 1997 tarihlerinde Lüksemburg’da gerçekleştirilen ve Ekonomik ve Parasal Birlik ile Genişleme konularının değerlendirildiği Zirve’de, Türkiye’nin adaylığı resmen teyit edilmemiş, ancak bir “strateji” önerilmiştir. Konsey’in bu yaklaşımı üzerine Türkiye, üyelik başvurusunu geri çekmeyeceğini, Gümrük Birliği uygulamasını devam ettireceğini, ancak AB ile siyasi diyaloğu askıya alacağını açıklamıştır. Ayrıca, Zirve sonuçlarının Türkiye’nin beklentilerini karşılamaması nedeniyle askıya alınan siyasi ilişkilerin, ancak AB’nin ayrımcı tutumunun sona ermesi ve üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmesi halinde normalleşeceği de ifade edilmiştir.

Türkiye-AB ilişkilerinin dönüm noktası, 1999 yılında yapılan Helsinki Zirvesi’nde, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne adaylık statüsünün teyit edilmesi ve Türkiye’nin AB’nin Yeni Genişleme Politikası çerçevesinde oluşturulan sisteme, diğer aday ülkelerle eşit statüde katılacağına ilişkin karar olmuştur. Helsinki Zirvesi’ni takiben başlayan adaylık sürecinde, diğer aday ülkeler için olduğu gibi Türkiye için de İlerleme Raporları hazırlanmıştır. 1999 yılında açıklanan İlerleme Raporu’nda yer alan değerlendirmeler, İlk Katılım Ortaklığı Belgesi’nin de temelini oluşturmaktadır.

AB Komisyonu’nun, genişleme politikası çerçevesinde oluşturduğu sistemin en önemli aracı olan Katılım Ortaklığı Belgesi, Türkiye’nin Kopenhag Kriterleri’ne uyumu ve Topluluk mevzuatını üstlenmesi için gerekli çalışmaları tamamlamasına yönelik kısa ve orta vadeli hedefleri ortaya koyacak şekilde hazırlanmıştır. AB, Türkiye için hazırladığı ilk Katılım Ortaklığı Belgesi’ni 8 Mart 2001 tarihli kararı ile kabul etmiştir. Katılım Ortaklığı Belgeleri, aday ülkelerin üyeliğine kadar geçerliliğini korumakta, ancak adayların gösterdiği ilerlemelere göre, gerektiği takdirde, Komisyon tarafından yenilenmektedir. Bu kapsamda, Türkiye’nin kaydettiği ilerlemeler ve oluşan yeni gereklilikler ışığında revize edilen Katılım Ortaklığı Belgesi 19 Mayıs 2003 tarihinde kabul edilmiştir. Türkiye tarafından hazırlanan ve ilk Katılım Ortaklığı Belgesi’nde yer alan önceliklerin hangi somut önlemlerle ve hangi takvim çerçevesinde gerçekleştirileceğini gösteren ilk Ulusal Program 24 Mart 2001, revize edilmiş Ulusal Program ise 24 Temmuz 2003 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Avrupa Birliği’nin genişleme sürecinde diğer bir önemli dönüm noktası 12-13 Aralık 2002 tarihlerinde gerçekleşen Kopenhag Zirvesi’dir. Zirve’de 10 aday ülkenin katılım müzakerelerinin tamamlandığı ilan edilmiş ve Türkiye ile ilgili olarak, 2004 yılı İlerleme Raporu ve tavsiyesi doğrultusunda, Kopenhag siyasi kriterlerinin yeterli ölçüde karşılandığının belirlenmesi halinde gecikmeksizin katılım müzakerelerine başlanacağı ifade edilmiştir. Türkiye, Helsinki Zirvesi’ni takip eden dönemde yoğun bir reform sürecine girerek, AB siyasi kriterlerine uyum amacıyla çok sayıda yasa ve mevzuat düzenlemesini içeren 8 Uyum ve 2 Anayasa Değişikliği Paketi’ni kabul etmiştir.

AB’ye aday ülkeler, yasal uyumun yanında, Katılım Öncesi Ekonomik Program ile Avrupa Birliği’ne üyelik için uygun ekonomi politikaları ve reformları belirlemeyi ve üyelik sonrasında Ekonomik ve Parasal Birliğe katılmaya yönelik yapıyı oluşturmayı hedeflemektedir. Tüm aday ülkeler için bir yükümlülük olan söz konusu Program’ın temel önceliği Kopenhag ekonomik kriterlerini karşılamaktır. Katılım Ortaklığı Belgesi çerçevesinde hazırlanan ilk Katılım Öncesi Ekonomik Program 1 Ekim 2001, ikincisi 14 Ağustos 2002, üçüncüsü 15 Ağustos 2003, dördüncüsü ise 30 Kasım 2004 tarihlerinde AB Komisyonu’na sunulmuştur. Bunun yanında, adaylık statüsünün Helsinki Zirvesi’nde teyit edilmesinin ardından, Türkiye’ye sağlanan mali yardım miktarı da artırılmıştır.

Reform sürecinde kaydedilen somut ilerlemeyi takiben, AB Komisyonu, 6 Ekim 2004 tarihinde, Türkiye’nin Kopenhag kriterlerine uyum yönünde kaydettiği aşamaların ve mevcut eksikliklerin saptandığı İlerleme Raporu’nu açıklamıştır. Komisyon bu Rapor’da, önceden belirlenmiş düzenlemelerin yürürlüğe girmesi koşuluyla Türkiye’nin siyasi kriterleri yeterli düzeyde karşıladığını belirtmiş ve katılım müzakerelerinin açılması önerisinde bulunmuştur. Bu öneri doğrultusunda, 16-17 Aralık 2004 tarihinde gerçekleştirilen Zirve’de, Türkiye-AB ilişkileri açısından son derece kritik bir noktaya ulaşılmıştır. AB liderleri, Türkiye’nin siyasi kriterleri yeterli ölçüde yerine getirdiğini belirterek müzakerelerin 3 Ekim 2005’te başlaması konusunda anlaşmaya varmışlardır. Bu tarihten itibaren tarama sürecine geçilmiştir.

 Konseyi, aday ülkelerin her biriyle yürütülecek katılım müzakerelerinin, bir müzakere çerçevesine dayalı olacağını kararlaştırmıştır. Tüm aday ülkelere uygulanacak olan müzakerelerin esas ve usullerine dair genel çerçeve ortaya koyulmuş, buna göre Türkiye ile müzakere sürecinin ayrıntılarının Komisyon tarafından hazırlanarak AB Konseyi’ne sunulması öngörülmüştür.

Zirve’de, AB’yle ilişkilerin genel çerçevesinin bir gereği olarak Türkiye’nin, 1963 Ankara Anlaşması’nı on yeni üyeye genişletecek Uyum Protokolü’nü imzalamayı öngörmesinden memnuniyet duyulduğu ifade edilmiştir. Bunun ışığında, Türkiye’nin, Ankara Anlaşması’nın uyarlanmasına ilişkin Protokol’ü katılım müzakerelerinin fiilen başlamasından önce ve AB üyeliğinin mevcut durumu çerçevesinde gerekli olan uyarlamaların üzerinde anlaşmaya varılması ve tamamlanması ertesinde imzalamaya hazır olduğu yönündeki deklarasyonunu memnuniyetle karşıladığını bildirmiştir.

29 Haziran 2005 tarihinde Avrupa Komisyonu, 2005 yılı içinde Türkiye’ye yönelik olarak hazırlanması öngörülen belgelerden, “Türkiye İçin Katılım Müzakereleri Çerçevesi Taslağı”nı açıklamıştır. Taslak’ta, müzakereleri düzenleyen genel ilkeler, müzakerelerin içeriği, müzakere prosedürleri ve müzakere başlıklarına ilişkin liste yer almaktadır. Aynı tarihte Komisyon, “Aday Ülkeler ile AB Arasında Sivil Toplumlar Arasındaki Diyaloga İlişkin Tebliği” yayımlamıştır. AB ile aday ülkelerin toplumlarını birbirlerine daha fazla yakınlaştırmayı hedefleyen Tebliğ’de Türkiye ve Hırvatistan sivil toplumlarının güçlendirilmesine ilişkin çeşitli öneriler de yer almaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mayıs 1945

2. Dünya Savaşı Sona Erdi

Nisan 1949

Kuzey Atlantik Anlaşması (NATO) imzalandı

Nisan 1951

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Antlaşması (AKÇT) İmzalandı; İlk üyeler: Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda, Lüksemburg.

Temmuz 1952

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Antlaşması yürürlüğe girdi

Mart 1957

Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluklarını (AAET)  Kuran Roma Antlaşmaları İmzalandı

Ocak 1958

Roma Antlaşmaları Yürürlüğe Girdi

 

Ocak 1973

Birinci genişleme gerçekleşti (Kuzeye Genişleme): İngiltere, İrlanda ve Danimarka Avrupa Topluluğuna üye oldu.

 

Haziran 1975

Yunanistan Üyelik müracaatını yaptı

 

Ocak 1981

Yunanistan tam üye oldu

 

Ocak 1986

İspanya, Portekiz tam üye oldu

 

Temmuz 1987

Avrupa Topluluğu Kurucu Antlaşmalarında ilk ciddi revizyon yapıldı. Revizyona ilişkin Tek Avrupa Senedi yürürlüğe girdi. İç Pazarın hukuki altyapısı oluşturulmuş oldu.

 

 

3 Kasım 1990

İki Almanya Birleşti

Aralık 1991

Sovyetler Birliği çözülmeye başladı

Şubat 1992

Maastricht Antlaşması –Avrupa Birliği Antlaşması İmzalandı,

1 Kasım 1993

Maastricht Antlaşması yürürlüğe girdi

1 Ocak 1995

AB üye sayısı 15’e yükseldi. Avusturya, İsveç ve Finlandiya üye oldu. Norveç yeniden AB dışında kalmayı tercih etti

22 Haziran 1993

Kopenhag Kriterlerinin Belirlendiği Zirve gerçekleştirildi

26 Mart 1995

Schengen Anlaşması Yürürlüğe girdi

2 Ekim 1997

Amsterdam Antlaşması imzalandı

Aralık 1997

Genişleme sürecinin kabul edildiği Lüksemburg Zirvesi gerçekleştirildi

1 Mayıs 1999

Amsterdam Antlaşması yürürlüğe girdi

Aralık 1999

Türkiye’nin üyeliğinin teyit edildiği Helsinki Zirvesi gerçekleştirildi

Aralık 2000

Nice Zirvesi yapıldı. Avrupa Birliğinin kurumsal yapısında, genişleme sonucunda üye ülkelerin temsiline ilişkin düzenlemeler getiren, Nice Antlaşması imzalandı

Aralık 2001

Laeken Zirvesi; Aday ülkeleri de içeren Avrupa Konvansiyonu çalışmaya başladı

1 Ocak 2002

Avrupa Birliği Tek para Birimi Euro tedavüle girdi

28 Şubat 2002

Ulusal Paralar Euro’ya dahil AB üyesi ülkelerde tedavülden kalktı

25 Temmuz 2002

Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu son erdi

1 Mayıs 2004

5. Genişleme, üye sayısı 25’e çıktı

Aralık 2004

Türkiye’ye müzakerelere başlangıç tarihi verildi (3 Ekim 2005)

 

Kaynakça

AKŞİN, Sina(Ed.)(2005), Türkiye Tarihi, Cem Yayınevi, İstanbul, C.4-5.

BOZKURT, Veysel(1997), Avrupa Birliği ve Türkiye, Alfa/Aktüel Yayınları, Bursa.

COŞKUN, Enis(2002), Türkiye Avrupa Bütünleşmesinin Yüz Yıllık Seyir Defteri, Cem

                 Yanınevi, İstanbul.

DEDEOĞLU, Beril(2003), Dünden Bugüne Avrupa Birliği, Boyut Yayıncılık, İstanbul.

DURA, Cihan-Hayriye Atik(2000), Avrupa Birliği, Gümrük Birliği Ve Türkiye, Nobel

Yayınları, Ankara.

PAKSOY, Mustafa-Sadettin Paksoy(2000), Ekonomik Bütünleşmeler ve Avrupa Birliği:

(Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri), GAP Investment Holding, Şanlıurfa.

UĞUR, Mehmet(2000), Avrupa Birliği ve Türkiye, Everest Yayınları, İstanbul.

TÜRKDOĞAN, Berna(2000), ‘Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkileri-Atatürkçü Düşünce

Işığında,Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları,

Ankara, s.471-497.

_________,(2002),  Avrupa Birliği Kronolojisi 1946–2002, Avrupa Birliği İle İlişkiler Genel

Müdürlüğü, Ankara.

http://www.abgs.gov.tr/ (Avrupa Birliği Genel Sekreterliği)

http://www.ikv.org.tr/

http://www.tbmm.gov.tr/ul_kom/kpk/trabils.htm

http://www.dpt.gov.tr/abigm/tabi/tabi.htm

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.