Yakılmış Bir Şehrin Külleri

Yakılmış bir şehrin külleri üzerinden geçiyordum,insanların bedenleri yerlerde kül diye gezinen,belki akıllarda kalan bu şehrin son pıhtıları.
Adım atıyordum siyahlar içine,rüzgarların aklımı uçurduğu bu şehirsizlikte eziyordum o kadının kalbini kül diye,kim bilir belki ellerini,belki ayakkabılarıydı yanan sadece,ya da pürüssüz bacakları.Ve ben/ve bu yerdeki son canlılık belirtisi,ve arkamdan gelen o kedi arşınlıyorduk yönleri.Bir ufuk ve bir ufuk çizgisi.Dağların yakınında.Gökyüzü ile yeryüzünün kesiştiği o irinli birliktelikte,bir ufuk ve bir ufuk çizgisi ve  çocuğunun ellerinden sıkıca tutmuş o kadının külleri havada asılı kalan.Bir erkeğin yakarışları var rüzgarda,yanarken çıkan sesleri İsa’ların.Bir tek,bir tek onlar yanmamış bu gökyüzünün altında,havada asılı kalmışlar,kulağıma düşüyorlar.Gök gürlüyor,tanrı hırstan bağırıyor olmalı küllere,”Kalkın ve itaat edin!” diyor olmalı.Kalkmıyorlar.Yerde asılı duruyorlar.Havaya yenik.
Yakılmış bir şehrin külleri üzerinden geçiyordum.Ürkek adımlarda gizliyordum tanrıya itaatsizliğimi.O,gürlüyordu.Tanıyordum bu düzensiz tören geçişlerini yaşananların gözlerim önünden,biliyordum çalan bu marşı.Sevinçle umuda sallanan bayrakları biliyordum,tanıyordum hepsini,oysa bir ufuk ve bir ufuk çizgisi…Gökyüzü ile yeryüzünün o irinli birlikteliği yutuyordu havada kalmış sevinçleri,uzatılan kolları gökyüzüne.
Tanrı,herkesin mi belini bükmüştü bu yangında da, gökyüzünü gören olmuyordu,ona itaat eden.


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.